17 Haziran 2016 Cuma

Aa Bu Rujdan Bende Varmış

Ne zaman ruj canavarı oldum bilmiyorum ama, eve gelip aynı tonda rujlarım olduğunu görmem çok olduğunda, ruj almaya bir ara vermeye karar vermiştm. Aslında bunun bir nedeni genelde aynı ton rujları sevmem ama daha önemli bir nedeni drugstore'da satılan rujları hijyenik şartlardan denemeden almam. Kabında güzel durup sonra evde deneyim hiç beğenmediğim birkaç rujum da var, kullanılmadan duruyorlar.

Golden Rose velvet matte rujları genel olarak seviyorum ancak artık yeni renklerini almayacaktım. Sürekli de 01 numarası gündeme gelip duruyordu, onu da alsam ya deyip duruyordum içimden. Geçenlerde Gratis'te bu mini boyları görünce merakımı gidermek için güzel bir yol deyip aldım 2,5 TL olan bu mini rujlardan 01 numarasını. Şunu söylemeliyim ki gerçekten mini hatta baya mini, sanırım 3-4 kere kullandım ve bitti. Sadece renk denemek için alınabilir.

01 numarayı beğendim aslında ama tam boyunu almama gerek olan bir renk değilmiş. Bu arada sürünce bir şeye benzettim ne derken bir başka gün sürdüğüm maybelline ruja çok benzediğini fark ettim. Yanındaki rruj maybelline mat rujlardan nude embrance (çok güzel kokuyor!). Tıpatıp benzemeseler de, birine sahip olanın diğerini almasına gerek yok bence. Neyse zaten elimdeki 01 bitti hemen :)

Herkese mutlu haftasonları şimdiden!

XOXO
GİZEM

instagram: gizemspace
snapchat: gizminnie

4 Şubat 2016 Perşembe

Bir Yerden Sonra Okumayı Bırakanlar İçin Bir Genç Kızın Gizli Defteri



serra lisede şişman ve kendini beğenmeyen bir kızdır. bir de annesiyle babasının boşanması hadisesiyle iyice manyaklaşmıştır. ancak çeşme'de geçirdiği yazdan sonra serra için değişim başlamıştır! ilk kez aşık olan serra (adam 1: cüneyt) saçlarına perma yaptırır gözlüğü atar. beğendiği atasayı bile siler. yakın arkadaşı ayşegül falan vardı bir de sıska filizi hiç sevmezdi. 


daha sonra annesinin işi sebebiyle ankara'dan istanbul'a taşınırlar. taşındıkları yeri de normal ev zannetmeyin. bahçesinde kiraz ağacı olan ahşap mahşap alengirli bir ev. işte lisede kötü kızlar buna kötülük yapar iyi kızlar arkadaşları olur sonra. serranın notlarını aylin ya da simten'den birinin köpeği yemişti. lisedeki iyi arkadaşlarıyla hep görüşür. ancak bu arkadaşlar bölüm seçmediler herhaldeki kimisi mimar kimisi turizmci kimisi doktor falan oldu. kısmet. bu arada bir turizm acentasında lisede çalışan serra ekonomi ile turizm arasında bırakılmasına rağmen tabii ki turizmi seçer. annesinin bıraktığı ekonomi haberlerini okurken içi geçiyordur...

serra günlüğünü yazmayı bile bıraktığı, inanılmaz çalıştığı bir hazırlık dönemi sonrası bilkent burssuz turizmi kazanır. serracığım harikasın. sonradan bursu aldı ama. burada yeni baştan ev döşeme üniversite hayatı falan anlatılır. tbaii yine kötü insanlarla baştan arkadaşlık kurar. bu kötülerden biri ikinci sevgilisi oktay'ın eski sevgilisi betül, diğeriyse alev. bu arada evi de liseden arkadaşı mimarlık okuyan dilek'le tutmuşlardı. dilek de ankara'da tanıştığı ulaş'la evlendi sonra. 

okul bitmeye yakın oktay'la serra kavgalar bir şeyler limoniydiler. bu esnada babaannesinin tanıdığının çocuğu özgür girer hikayeye. baloya onla giderler. serra ankara'yı bırakıp istanbul'a döner. oktay da hatasını anlar (ya ne olacaktı) istanbul'a gelir. nişanlanırlar.

gel zaman git zaman tüm arkadaşlar evlenir. oktay'la serra bayadır nişanlıdır. işte ne hikmetse serra oktay'la uyumlu olmadıklarını bu aşamada fark eder. uzatmayayım, ayrılırlar. serra çok kısa süre içinde yeniden birdenbire ortaya çıkan özgür'le evlenir. çok mutludur. bir kızları olur ismi selin. sonra selin büyür o da günlük tutar.


bu arada yazıdan kitapları sevmediğim anlamı çıkmasın. hala daha her çıkan kitabını alır büyük bi merakla okurum. bir şekilde büyüledi beni bu kitaplar. bu kitaplar benim çocukluğum ya. Ama yeni kitaplarda Serra daha çok konuşsun, Selin sıkıcı geliyor.

12 Temmuz 2015 Pazar

Plaket Verilmesi Gereken Kadınlar


Biliyoruz, kadın olmak başlı başına zor bir iş. Bir kere hayatında hep bir denge olması gerekiyor. Fazla olduğunda ayrı bir etikete, az kaldığında ayrı bir etikete maruz kalabiliyorsun. Ama bir de herkesin eşit şartlarda olduğu zamanlarda kocaman artıları olan kadınlar var. Bence onlara ayrı bir plaket hazırlanıp törenle verilmeli. Bu da pazar günü kimseyi dışarı çıkmaya ikna edemeyip evde instagram baktığım ve henüz olgunlaşmamış avokadoyu yoğurda doğradığıma pişman olduğum bir günde aklıma geldi. Hayır yani bakmasam bir işe yaramam gerekecekti, pazarları işe yaramayı sevmem :D

Daha eminim bir sürü vardır ama sanki yarışmadaymışımcasına ilk 5 dakikada aklıma gelenleri yazdım. Eğer tören olursa plaketlerin bazılarını vermek isterim :))

  • Saçını tepeden toplayıp güzel olan kadınlar
  • Sarı saçları bakımsız olmayan, yeri gelmişken, simsiyah  saçına platin sarısı gölgeler attırmayanlar
  • Normal hayatında (??) ve iş hayatında iki ayrı kimliği başarıyla taşıyan birini bir yere taşımayan kadınlar
  • Saçı maşalıyken denizden çıkmış gibi bir hal almasını sağlayabilen becerikli kadınlar
  • Değişik değişik tatsız yemekleri sevdiklerine kendilerini bile inandırabilmiş kadınlar
  • Günlük, ajanda gibi bir heves alınıp bırakılan şeyleri özenle tutabilen kadınlar
  • Eyeliner çekebilen, dumanlı göz makyajı yapabilen kadınlar
  • Bavul yapma sanatına hakim kadınlar
  • Gittiği her yeri kendine ait bir köşeye çevirebilen kadınlar
  • Paralel park yapabilen kadınlar
  • Hangi kozmetik daha güzel, hangisi nerede daha ucuz bildikleri gibi mutfak alışverişini de ayrı bir dikkatle takip eden kadınlar
  • Çok süslü kadın başarılı olmaz algısını yıkmaya inat her alanda kendini gösteren kadınlar



Herkese güzel pazarlar! 
XOXO
GİZEM

5 Temmuz 2015 Pazar

En Sevdiğim Farlar- Maybelline Color Tattoo

Bu güzel pazar gününden herkese merhaba!

Bir yandan yan çatıdaki martı yavrularını izliyorum, bir yandan da bu yazıyı yazıyorum. Martı yavruları gecenin aksine gündüz sakinler, pıt pıt çatıda yürüyorlar. Bahçede de kedi yavruları var. Haziran ayının çok çabuk geçmesiyle birlikte, temmuz ayında doğa yeni yeni yaza adapte olmuş gibi. Aynı durum bizler için de geçerli. Ben de yaza giriş mahiyetinde bir eylem gerçekleştirdim ve bisiklet aldım, yaz akşamlarının tadını çıkarıyorum. Hayat kısa kuşlar uçuyoru hayat güzel kuşlar uçuyor olarak bağlama az kaldı :)


Gelgelelim yazımızın konusu bunlardan bağımsız olarak son zamanlarda en sevdiğim farlar. Gerçi yaz makyajında da oldukça kullanışlı olduklarından bir şekilde alakalı diyebiliriz. Bunu söylememin iki nedeni var. Birincisi sıcak havada çok kalıcı olmaları, bazsız dahi sürseniz sabah sürdüğünüz gibi akşam bulabilmeniz. İkincisi ise renklerinin yaza uyumlu olması.



Color tattoo farlarla tanışmam on and on bronze isimli farla oldu. Bu hafif simli, ama asla simli gibi durmayan -zira ben simli makyajdan nefret ederim- kahvemsi bronz fara resmen aşık oldum. Fırça bile kullanmaya gerek yok hatta fırçasız daha güzel uygulanıyor. Sadece bunu sür çık bir far. Bunu pek çok far için duymuş olabilirsiniz ama bu kez gerçekten! :) Ben en çok katlanma bölgesinethe balm paletlerden kahve bir farla ya da mac satin taupe sürerek tamamlamayı seviyorum vaktim varsa. Yalnız bu öyle bir far ki diğer paletlerin de renklerin de yüzüne bakmıyorum, dekorasyon olarak duruyorlar, tek kötü yanı bu diyebilirim :))

İkinci favorim yine aynı seriden eternal silver. Aslında ben çok gri renkli far aradım bir zamanlar. Siyah göz kalemini çok kullandığım zamanlara denk gelen zamanlar yani. Bu farlarla birlikte göz kalemini de artık eskisi kadar kullanmıyorum. Basit-sade hafif ışıltılı- yeterli! Bu gri arayışımı the balm autobalm Hawaii'deki gri renk dindirmişti, şimdi color tattoo var-oh mis! Fakat belirtmeliyim eternal silver on and on bronze kadar günlük değil.

Eveeet demirbaşlarım yazın (bence kışın da olacak :D) bunlar! Hepinize harika bir temmuz ayı dilerim!

Benim neler yaptığımı ise @gizeemkose insagram hesabımdan takip edebilirsiniz :)

XOXO
GİZEM

5 Nisan 2015 Pazar

Mart Favorilerim


Hava apaydınlık olunca akşam hiç gelmeyecek gibi geliyor, mesela şimdi saat 16:00 ama bana sorsan ancak 14:00'tür. Sonra birden hava kararıyor ve biz "eyvah pazar bitiyor" moduna giriyoruz. Yaz saatine alışamayanlarda bu hafta! :)

Ufak bir Bağdat Caddesi turunda, ki tur bile sayılmaz eve gitmek için oradan geçmem gereken bir günde, aklımda olmamasına rağmen (genelde kozmetik alışverişlerinde öyle olmuyor mu? ) Mac'e ve Yves Rocher'a girdim. Yine de bu aniden gelişen alışverişlerimden hiç pişman değilim çünkü gerçekten gerekli ve severek kullandığım ürünler elde etmiş oldum :)

İlk olarak Mac'den aldığım "sür çık" diyebileceğimiz Satin Taupe far. Çabucak bir tek bunu sürmek bile yetiyor. Her şeyle her durumda giden bir far ki benim de istediğim buydu. Kahve gri mor gibi renkler gibi tam isimlendiremiyorum. Ama güzel. Tek başına yeter.

Yves Rocher'a ise aslında severek kullandığım saç maskemin bir başka türü var mı varsa alayım diye girmiştim (aşağıdaki anlatacağım). Hemen altta hep duyduğum el peelingini görünce açtım kokladım. Koklar koklamaz da çook sevdim. Böyle taneli ürünler bana doğallığı çağrıştırıyor. Kokusu da muazzam olunca alıp denemek istedim. Haftada iki kere yapılabiliyor. Öyle üşenilecek bir şey değil, elinize sürüyorsunuz biraz duruyor sonra ılık suyla yıkıyorsunuz. Ben çok memnun kaldım. Ellerim pamuk gibi oluyor.




Gelelim saç maskesine. Soldaki kahverengi renkliyi sanırım altı ay kadar kullanmıştım. İçinde organik jojoba ve organik karite yağı var. Bunu kullandıktan sonra saç kremi bile kullanmaya gerek kalmıyordu. Ayrıca saçlarıma müthiş bir kokuveriyordu, hiç de dolaşmıyordu saçlarım. Böyle memnundum evet ama üstünde de kutunun çok kuru saçlar için olduğu yazıyordu ve bu gerçek benim saç tipimle aslında uyuşmuyordu. Hal böyleyken ve maskeden de memnun olduğumdan yine Yves Rocher'n başka bir çeşit maskesi var mı diye bakmaya gittim ve sağdakini aldım bu sefer. Bu da organik karite yağını içermekle birlikte, yulaf özlü. Dolayısıyla farklı bir kokusu var ve bu koku bana beyaz sabunu anımsatıyor :) Haha, memnunum ama temiz temiz kokuyor saçlarım. 




Şimdilik bu kadar, herkese güzel bir nisan ayı diliyorum!
Beni instagramdan gizeemkose hesabından canlı takip edebilirsiniz! :)
Sevgiler
Gizem

17 Ocak 2015 Cumartesi

Her Kelimenin Anlamı Başkadır Bir Öncekinden

Hafıza iyi bir şey midir sizce her zaman? :) Çok gereksiz şeyleri hatırlayıp, çok önemlileri geri plana iten zihninize kırgınlığınızı hatırlamanız için biraz sizi yalnız bırakıyorum.

*Fotoğraf: yine koşturduğum günlerden birinde, okulda kahve molası

Hah geri geldim. Aslında sadece bir dönem beraber okuyup, sonra Fransaya dönen, ama en sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan -arkadaşlık mesafeyle ya da fiziksel yakınlıkla ilgili değil kesinlikle- Zehra geldi İstanbul'a. Arada onu gördüm, ne kadar uzak olsak da biz hep yazılarımızla mesajlarımızla birbirimizin yanındaydık, hele ki bu süreçte bana başkasından rica bile edemeyeceğim iyiliklerde bulundu. Böyle insanları sevelim yüceltelim, biliyorsunuz artık çok yok :)

*fotoğraf: Zehrosumun hediyeleri



 Bu aralar ne yapıyorum/ ne yapmalıyım?

 *Masama bakıyorum. Oldukça dağılmış ki ben dağınıklık sevmem masa dağınıksa zihnim de dağınık gibi olur. Ama toplamıyorum bi şey bekliyorum sanki. Watsons mini mendilleri görüyorum. Aslında çok sevimli ama kapağı açılıyor çantada hijyenik değil. Bir daha alır mıyım diye düşünüyorum. Kararsızım.
 *Her taraf el kremi ve dudak nemlendiricisi dolu.
 *Paşabahçe'den aldığım ev şeklinde mumluğa bakıyorum gerçekten çok tatlı. Bir defa mum yakarak kullandım boşa almadığımı kendime ispatladım iyi oldu. :)
 *Bu hafta artık 2 aydır!! ertelediğim diş tedavime başlamam lazım. Yok hayır, ben normalin aksine dişçiden korkmam, hakikaten denk gelemedim. Hayatımda önce kendimi erteliyorum da ondan. Yanlış.
 *Bir belge bekliyorum. Bu hafta çıksın artık! Bunun peşine düşeceğim.

Herkese selam, görüşmek üzere!
Gizem

11 Kasım 2014 Salı

Uykudan Önce

Bu başlığı yazınca aklıma hemen "Uykudan Önce Masallar" diye bir cümle geldi. Onu "Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar" izledi. Sanırım sabahın erken saatlerinde beynim birbiriyle bir kelime ile olsa bile ilişkili bulduğu her şeyi doğrudan yolluyor :)


 Bilgisayarı açınca ilk ne var ne yok diye bakınırım. O bakınma sırasında Harvard Business Review'da günün son on dakikasını nasıl harcamalı üzerine bir yazı gördüm. Tesadüf bu ya, ben de son zamanlarda bir bir uyku öncesi ritüeli geliştirmiş biri olmuştum, bakayım onlar ne yazmış merak ettim açıkcası :) Hatta dün akşam bed time essentials diye instagramda şu fotoğrafı yayınlamıştım, üstüne geldi bu yazı.



Nasıl şeker değil mi kuzum? Önceden bu maskeleri gereksiz bulurdum, şimdiyse baya faydasını gördüğümü düşünüyorum. Papatya çayımı içip, kendimi tatilde hissettirdiği için hindistancevizi sütünü de sıkıp bunu gözüme geçiriveriyorum. Gelelim HBR önerilerine;


 *Sizi mutlu eden bir şey okuyun.

 Çok iyi çok güzel de, ben kitapla uykusu gelmeyenlerdenim. Kitabı bitirip hala uykumun gelmediği çok olmuştur.

*Isıyı düşürün. Daha düşük sıcaklık uyuyakalmanıza yardımcı olur.

Evet tabii ben düşük sıcaklıkta üşüyorum üşüyorum evet şuan daha çok üşüyorum diye düşünüp durmazsam.

*Mavi ışıktan kaçının.

Pekala kaçınırım, zaten doğduğumdan beri odamda mavi ışık görmedim, bu kolay oldu.

*Spa benzeri bir ortam yaratın.

Spa benzeri? Palmolive Thermal Spamı başucuma koyabilirim sanırım? :D

*Şükran gösteren bir not yazın.

Yazdığınız notların yatağın altına kaçmamasına dikkat edin ama.

*Meditasyon yapın.

Evet yapabiliyorsanız tabii ki.

*Sessiz bir yürüyüşe çıkın.

Gece vakti çıkacağım yürüyüş eminim çok sessiz olacaktır da, ben o saatteki sıradan çinko karbon pil enerjimle bunda biraz (tamam çok) zorlanırım gibi geliyor.


Eveeet, herkese iyi uykular güzel günler!!

XOXO
GİZEM



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...