kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2016 Perşembe

Bir Yerden Sonra Okumayı Bırakanlar İçin Bir Genç Kızın Gizli Defteri



serra lisede şişman ve kendini beğenmeyen bir kızdır. bir de annesiyle babasının boşanması hadisesiyle iyice manyaklaşmıştır. ancak çeşme'de geçirdiği yazdan sonra serra için değişim başlamıştır! ilk kez aşık olan serra (adam 1: cüneyt) saçlarına perma yaptırır gözlüğü atar. beğendiği atasayı bile siler. yakın arkadaşı ayşegül falan vardı bir de sıska filizi hiç sevmezdi. 


daha sonra annesinin işi sebebiyle ankara'dan istanbul'a taşınırlar. taşındıkları yeri de normal ev zannetmeyin. bahçesinde kiraz ağacı olan ahşap mahşap alengirli bir ev. işte lisede kötü kızlar buna kötülük yapar iyi kızlar arkadaşları olur sonra. serranın notlarını aylin ya da simten'den birinin köpeği yemişti. lisedeki iyi arkadaşlarıyla hep görüşür. ancak bu arkadaşlar bölüm seçmediler herhaldeki kimisi mimar kimisi turizmci kimisi doktor falan oldu. kısmet. bu arada bir turizm acentasında lisede çalışan serra ekonomi ile turizm arasında bırakılmasına rağmen tabii ki turizmi seçer. annesinin bıraktığı ekonomi haberlerini okurken içi geçiyordur...

serra günlüğünü yazmayı bile bıraktığı, inanılmaz çalıştığı bir hazırlık dönemi sonrası bilkent burssuz turizmi kazanır. serracığım harikasın. sonradan bursu aldı ama. burada yeni baştan ev döşeme üniversite hayatı falan anlatılır. tbaii yine kötü insanlarla baştan arkadaşlık kurar. bu kötülerden biri ikinci sevgilisi oktay'ın eski sevgilisi betül, diğeriyse alev. bu arada evi de liseden arkadaşı mimarlık okuyan dilek'le tutmuşlardı. dilek de ankara'da tanıştığı ulaş'la evlendi sonra. 

okul bitmeye yakın oktay'la serra kavgalar bir şeyler limoniydiler. bu esnada babaannesinin tanıdığının çocuğu özgür girer hikayeye. baloya onla giderler. serra ankara'yı bırakıp istanbul'a döner. oktay da hatasını anlar (ya ne olacaktı) istanbul'a gelir. nişanlanırlar.

gel zaman git zaman tüm arkadaşlar evlenir. oktay'la serra bayadır nişanlıdır. işte ne hikmetse serra oktay'la uyumlu olmadıklarını bu aşamada fark eder. uzatmayayım, ayrılırlar. serra çok kısa süre içinde yeniden birdenbire ortaya çıkan özgür'le evlenir. çok mutludur. bir kızları olur ismi selin. sonra selin büyür o da günlük tutar.


bu arada yazıdan kitapları sevmediğim anlamı çıkmasın. hala daha her çıkan kitabını alır büyük bi merakla okurum. bir şekilde büyüledi beni bu kitaplar. bu kitaplar benim çocukluğum ya. Ama yeni kitaplarda Serra daha çok konuşsun, Selin sıkıcı geliyor.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Esir Şehirde Bir Konak - Hayat Akan Bir Sudur

Daha önce blogda Ayşe Kulin'in Hayal isimli kitabından bahsetmiştim. Orada anlattığı kitaplarından biri olan Veda'yı da okumayı daha Hayal'i okurken kafama koymuştum. Sanırım bir yazarın bir kitabını sevince, onun başka kitaplarını okumak hoşuma gidiyor. Böylelikle farklı hikayelerde ama aynı dünyada geziniyor gibi oluyorum. Başlıkta kullandıklarım ise dört kitaplık bir serinin ilk iki kitabı Veda ve Umut'un uzun isimleri.

Hem Veda'yı hem Umut'u çok kısa sürede okudum. İki kitabı da pek sevdim, hem akıcı hem öğretici. Kitabı okurken yerleri ve isimleri not edip internetten büyük bir keyifle detaylı bilgiler elde ettim. Her zaman geçmişin tozlu sayfalarına yolculuk etmek bana iyi gelmiştir. Örneğin sıklıkla geçen Narmanlı Apartmanı ve Ankara'daki evi araştırırken, sanki o zamana döndüm, sokakların köşe başlarında kendimi gördüm.


Bu arada Veda'nın dizisi de yayınlanmış. Aslında diziyi gördüğümü hatırlıyorum ama yayındayken izlememiştim, çabucak da kalkmış yayından. Ben Veda'yı okuduktan sonra zaten az sayıda olan bölümü de buldum izledim, kitapla birebir olmasa da okurken gözümde canlandırdığım görüntülerin gerçek halini görmek güzeldi.


Veda'nın bitişinden itibaren başlayan Umut'un başında, soy ağaçları yer alıyor. Ayşe Kulin'in hem annesinin hem babasının soy ağacını görebiliyoruz ve romanı okurken kim kimdi dönüp buradan da bakabiliyoruz. Gerçeğe yatkın olması kitaba bağlanmayı kolaylaştırıyor. 

Ben en kısa sürede serinin devamı olan iki kitabı da alıp bir başka yolculuğa çıkacağım. Görüşürüz...

GİZEM

Instagram: gizeemkose

18 Kasım 2013 Pazartesi

Masumiyet Müzesi

5 Temmuz 2010. "'Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum' diye başlayıp 'herkes bilsin,çok mutlu bir hayat yaşadım' ile biten fakat aslında mutsuzlukla örülü kitapta, altıyüz sayfadır okuduklarımın birbir ölmesi bile derinden yaralarken beni, hala hayata karsı savunmam tam diyebilir miyim diye düşünürken, yine uyuyamadım gece." yazmışım. Üstünden 3 yıl geçmiş ancak hala kitabın kapağını bile görsem, o hislere geri dönüyorum. Boşuna "insanların neler yaptığını unutursunuz ancak onların size neler hissettirdiğini unutmazsınız" dememişler, hisler o kadar kalıcı ve her an geri dönmeye o kadar müsait ki...Bir parfüm şişesinde saklı hisler sanki, kapağı azıcık yerinden oynasa hemen sızıveriyor atmosfere, kaplıyor her yanı hislerin buram buram kokusu...

Gerçek olamayacak bir yerdi sanki Masumiyet Müzesi, Evet varlığından bahsediliyordu ve ben de haberdardım, ama bir türlü gidip de bir romanın gerçek halini görmeye gidememiştim, ta ki o güne dek. Çukurcuma'ya vardık, işte oradaydı Füsun da Kemal de, sanki bizi bekliyordu, sayfaların arasından çıkıp gelmiş gibi.

"Bana yalan söylemeni isterdim aslında.Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler."
"Hiçbir şey olmamış gibi yapabilmek için, sıradan şeyler düşünmeye bütün gücümle kendimi zorladım." 

İçinde fotoğraf çekimi yapılamadığından elimde fazla fotoğraf yok. Zaten o andan öyle büyülenmiştim ki, fotoğrafını çekip o anı sonraya taşımak düşüncesi dahi aklımdan geçemedi. Tamamen hatıralara odaklanarak bir çırpıda gezdim bu çok sevdiğim kitabın çok harika müzesini. Müzede görselliğin yanısıra seslerin de yardımıyla, romana geri döndüm diyebilirim...Kitabın kapağı gibi, soluk pembe düşlerle doldu içim.


"Geçen zaman, hatıralarımı zayıflatmıyor, çektiğim acıyı daha dayanılır kılmıyordu. Her güne ertesi günün daha iyi olacağını, onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor, ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini, acının sürekli yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissediyordum. Onu birazcık daha az düşünebilmeyi, zamanla onu unutabilmeyi başardığıma inanabilmeyi ne de çok isterdim! Onu düşünmediğim dakika artık çok azdı, daha doğrusu hiç yoktu. Belki bazı geçici anlar vardı, o kadar. Bu "mutlu" anlar da çok kısa sürüyor, bir-iki saniyelik bir unutma süresinden sonra, kara lamba tıpkı bir apartmanın kendiliğinden sönen otomatiği gibi kendiliğinden yanıp karnımı, genzimi, ciğerlerimi zehirliyor, nefes alış verişlerimi bozuyor, varolmayı sürekli gayret gerektiren bir zorluğa çeviriyordu…"

Kitabı okuyup, benim gibi okurken gerçekmiş gibi hissedip, bir de somut halini görmeye can atanlar için, Masumiyet Müzesi Çukurcuma'da, Füsun, Kemal, hatırları ve izmaritleriyle birlikte...


Sevgiler,

GİZEM

instagram: gizeemkose
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...