2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2013 Perşembe

Yılbaşında Ne Yesek Ne İçsek?

Beklediği bir şey olması insanın hayatını biraz daha anlamlı kılıyor aslında. Bayram tatilini beklemek, yeni bir yılın gelişini beklemek, eve gelecek misafiri beklemek, kargo beklemek, hayal edilenlerin gerçekleşmesini beklemek hayatımıza ufak ışıltılar serpiyor. Biz de karanlık zamanlarda o ışıltıları heybemizden çıkarıp hayatımızın en ortasına koyuyoruz, "yeniden başlamak" için.

Yeni yıla gireceğimiz akşam eski yıla en güzel şekilde veda etmek, yeni yılı en umutlu şekilde başlamak için sofralarımızı hem ayrılığa, hem kavuşmaya yakışacak şekilde süslemek isteriz değil mi?


Soğuk havadan kurtulup kapıdan içeri girenlere bir sıcak çikolata ikramı çok iyi olur çok da güzel olur...



 Yılbaşının olmazsa olmazı ise zencefilli kurabiyeler, ister evde yapabilir isterseniz hazır alabilirsiniz, küçük marketler bile satmaya başladı bu küçük sevimli ama boylarından büyük tatları olan kurabiyeleri :)


Yılbaşında kırmızı, beyaz ve yeşilin üstünlüğü var :) Masamızı düzenlerken, evi süslerken bu renklere başrol verebiliriz...Çilek de kırmızı oluşuyla hemen yılbaşı soframızın tatlısına girmeye hak kazandı :) Çilek, krema, kek ve voila, hem konsepte uygun, hem şekerliğin kitabını yazan, hem de kolay olan tatlımız hazır!


Aaa fazla çilek almışım, ne yapsam derseniz en iyi arkadaşı çikolata hemen gelir...Kıpkırmızı parıldar yine sofrada...


Ana yemeğe herkesin damak tadına, kişi sayısına göre karar verilir :) Ben daha çok işin eğlence kısmına eğildim, bu da geriye sayım başlamadan önce ister oynayabileceğiniz, ister heyecanla ağzınıza atabileceğiniz, ister ikisini anı anda yapabileceğiniz şekerler! Yılbaşı gecesi elinizde kalan şişeleri de atmayıp bu şekilde değerlendirebilirsiniz :)

Pictures: weheartit

Enn önemlisi sofranızdan huzur, eğlence, mutluluk eksik olmasın!

XOXO
GİZEM

12 Aralık 2013 Perşembe

Kaç Dilek Hakkımız Var?

Geçen postta kardan kıştan bahsetmişken, birkaç gün sonra İstanbul'da kar yağdı. Öylesine söylediğiniz bir şey gerçek olunca istemsiz olarak "keşke başka bir şey dileseymişim" der misiniz siz de? Acaba bu "dileklerin sayılı olduğu" fikri tam olarak hangi aşamada girdi aklımıza? Alaaddin'in Sihirli Lambası'nda 3 dilek hakkı olduğunu okuyarak büyüdüğümüz için böyle belki de. 3 dilek hakkının sonuncusunda "Sonsuz dilek hakkı istiyorum!" demesini istediniz mi siz de, o zaman ne olacağını merak ettiniz mi? Şu anda bana 3 dilek hakkı da yeterdi aslında, hemen aklımdakileri sıralayabilirdim, bakalım kar yağışı gibi bu içimden geçenler de hemen olacak mı?

Gece uyanıp pencereden bakınca dışarıdaki manzaranın değişimi elbette ki heyecan verici, o sebeple kar yağışını hep hevesle beklerim, çocuk gibi de sevinirim. Bembeyaz bir örtü, doğanın armağan ettiği...Hediyeyi çam ağacıyla göndermiş bir de, kabul edip fotoğraflamamak olmazdı.


Kar yağınca ev de bir başka güzel oluyor...O soğukta çıkıp sıcak çikolata aldım, canının istediğini ertelememek lazım :) Penti'den aldığım inekli ev botlarım hiiç üşütmüyor beni...


Her yerde bir kış havası var...


Bu hava değişikliğinin hayatınızdaki yansımasının güzel değişiklikler olduğu günler diliyorum...

XOXO
GİZEM 

Instagram: gizeemkose

3 Aralık 2013 Salı

Üşüyerek Kurtuluyorum

Uyandığımda o kadar soğuktu ki, bu yıl ilk defa çok üşüdüğümü hissettim. Bir yandan da bu üşüme duygusunu biraz sevdiğimi düşündüm, sanki üşümeyi bastırdığımızda mutlu oluyormuşuz gibi geldi, üşümek aslında mutluluğa giden köprülerden biri gibiydi. Sabah sabah aklına nasıl bu geldi derseniz, uyanmayı ertelemek için aklıma gelen diğer şeylerden de bahsetmek isterim. Örneğin küçükken sabahları uyanmanın çok zor geldiğini hatırlıyorum, mandalinalı beslenme çantamı hatırlıyorum, bir keresinde uykudan yeni uyanmanın etkisiyle çantamı kaldırımda unutup kendim arabaya bindiğimi ve özenle tuttuğum tüm defterlerimin kaybolduğunu... Sonra bildiğim bütün eş anlamlı sözcükleri örnek verip, hadi on tane de siz bulun diyen kitaba nasıl kızdığımı hatırlıyorum, o zaman hepsini örnek vermeseydin dediğimi. Pazar günleri şu anda hatırlamadığım insanlarla gittiğimiz piknikleri hatırlıyorum.

Kenan Doğulu'nun şarkısı geldi aklıma hani "unutarak kurtuluyorum" diyen, o sebeple ben de başlığı "üşüyerek kurtuluyorum" koydum. Son zamanlarda bakmaktan en çok hoşlandığım fotoğraflar hep beyazlık barındıran, kış temalı fotoğraflar. Madem konumuz üşümek, kar kış,  belki bakar kendinizi oralarda hayal edersiniz...

                                                                       source:weheartit

Haftanızın devamı çok güzel geçsin,

XOXO
GİZEM
Instagram: gizeemkose

18 Kasım 2013 Pazartesi

Masumiyet Müzesi

5 Temmuz 2010. "'Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum' diye başlayıp 'herkes bilsin,çok mutlu bir hayat yaşadım' ile biten fakat aslında mutsuzlukla örülü kitapta, altıyüz sayfadır okuduklarımın birbir ölmesi bile derinden yaralarken beni, hala hayata karsı savunmam tam diyebilir miyim diye düşünürken, yine uyuyamadım gece." yazmışım. Üstünden 3 yıl geçmiş ancak hala kitabın kapağını bile görsem, o hislere geri dönüyorum. Boşuna "insanların neler yaptığını unutursunuz ancak onların size neler hissettirdiğini unutmazsınız" dememişler, hisler o kadar kalıcı ve her an geri dönmeye o kadar müsait ki...Bir parfüm şişesinde saklı hisler sanki, kapağı azıcık yerinden oynasa hemen sızıveriyor atmosfere, kaplıyor her yanı hislerin buram buram kokusu...

Gerçek olamayacak bir yerdi sanki Masumiyet Müzesi, Evet varlığından bahsediliyordu ve ben de haberdardım, ama bir türlü gidip de bir romanın gerçek halini görmeye gidememiştim, ta ki o güne dek. Çukurcuma'ya vardık, işte oradaydı Füsun da Kemal de, sanki bizi bekliyordu, sayfaların arasından çıkıp gelmiş gibi.

"Bana yalan söylemeni isterdim aslında.Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler."
"Hiçbir şey olmamış gibi yapabilmek için, sıradan şeyler düşünmeye bütün gücümle kendimi zorladım." 

İçinde fotoğraf çekimi yapılamadığından elimde fazla fotoğraf yok. Zaten o andan öyle büyülenmiştim ki, fotoğrafını çekip o anı sonraya taşımak düşüncesi dahi aklımdan geçemedi. Tamamen hatıralara odaklanarak bir çırpıda gezdim bu çok sevdiğim kitabın çok harika müzesini. Müzede görselliğin yanısıra seslerin de yardımıyla, romana geri döndüm diyebilirim...Kitabın kapağı gibi, soluk pembe düşlerle doldu içim.


"Geçen zaman, hatıralarımı zayıflatmıyor, çektiğim acıyı daha dayanılır kılmıyordu. Her güne ertesi günün daha iyi olacağını, onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor, ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini, acının sürekli yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissediyordum. Onu birazcık daha az düşünebilmeyi, zamanla onu unutabilmeyi başardığıma inanabilmeyi ne de çok isterdim! Onu düşünmediğim dakika artık çok azdı, daha doğrusu hiç yoktu. Belki bazı geçici anlar vardı, o kadar. Bu "mutlu" anlar da çok kısa sürüyor, bir-iki saniyelik bir unutma süresinden sonra, kara lamba tıpkı bir apartmanın kendiliğinden sönen otomatiği gibi kendiliğinden yanıp karnımı, genzimi, ciğerlerimi zehirliyor, nefes alış verişlerimi bozuyor, varolmayı sürekli gayret gerektiren bir zorluğa çeviriyordu…"

Kitabı okuyup, benim gibi okurken gerçekmiş gibi hissedip, bir de somut halini görmeye can atanlar için, Masumiyet Müzesi Çukurcuma'da, Füsun, Kemal, hatırları ve izmaritleriyle birlikte...


Sevgiler,

GİZEM

instagram: gizeemkose

7 Mart 2013 Perşembe

Nostalji

"Artık kimse mektup yazmıyor" denilen zamanlarda bile mektup yazardım ben birilerine. Bilirsiniz, insan ruhunun çekmecelerini temizlemeye cesaret edemezse bazen odasının çekmecelerini temizler. Öyle bir günde, biraz da eskiye özlemle sanıyorum, elim bu mektuplara gitti. Ne çok mektup, ne çok anı...Evet belki bunlar başkalarının bana gönderdiği mektuplar ama neyin cevabı oldukları okuyunca o kadar belli olan satırlar ki...Sen nasıl değişirsen, başkalarıyla iletişimin de öyle değişiyor aslında. Bu yüzden başkalarının mektuplarında ben kendimi, benim onlara yazdıklarımı buldum.


23 Ocak 2013 Çarşamba

California Here We Come

Hayır hayır, California'ya gitmedim, bu da bir gezi yazısı değil (keşke olsa ama, değil). Bu, blogu açtığımdan beri yazmak istediğim ancak şimdiye kısmet olan bir yazı. Ben hep böyleyimdir, benim için önemli olan şeyleri yazıya dökerken insanlar " bu muydu yani bu kadar önemli olan" der diye biraz çekinirim. Biliyorum çünkü, biri için bir şey ifade eden diğerine tamamen anlamsız gelebilir. Mesela The Oc, benim hayatımın önemli taşlarından, müziği telefonumun zil sesi olmuş, bana bir çok şeyi sevdirmiş, kafamdaki hayallerin merkezi olmuş, hala çalışma masamda fotoğrafları olan dizi..


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...