dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2013 Pazartesi

Yeni Ay

Hep söylerim, benim için yıl ocakta değil eylülde başlar. Bu sebeple bugün benim için yılın ikinci gününün içindeyiz. “Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer” sözünü hem ocakta hem de eylülde test etmiş bir insan olarak, zannediyorum eylüle nasıl girersem öyle geçiyor benim yılım da. Eylüle özel bir ilgiyle yaklaşıp tüm pozitif enerjilerimi göndermem belki de bu yüzden.


                 *Fotoğrafı ben çektim Edirne’de, iki yıldır ayçiçeklerinin boynu büküklüğüne yetişebiliyorum ancak.

Bir süredir her hafta sonu bir yerlerdeyim, tatil sonrası tatil ihtiyacımı gideremediğimi görünce cuma cumartesi pazar tatilini dinlenme tatili yapıp bir yere gitmedim. Hal böyle olunca normalde hiç izlemeyeceğim türden acıklı filmlere de denk geldim. Benim gibi “her türlü acıklı filme itinayla hüngür hüngür ağlanır” tipi bir insan için bu tuzağa düşmek gibi bir şey. Senaristlerin “bu sahneyi buraya koyalım kesin çok duygusal olur” dediği sahneyi hemen algılar, filmin mantığını çözer, ağlatmak için yapmış bu kadar olmaz derim içimden, ama bu kadar mantık abidesi olduğum halde bir yandan da ağlarım. Hem mantıklı düşünür “hep oyun bunlar” derim, hem de gözlerim dolar.

Sonra bol bol bilmediğim dünyaları izledim. “Ben hiç dizi izlemem, genelde belgesel” der gibi olacak (ki izlediğim dizileri yanyana koysak buradan köye yol olur :D) ama arada da hayvanların dünyasını izlemek hakikaten kafa boşaltıyor. Aranızda bal porsuğunu tanımayan var mı? Kendisi duymasın, oldukça sinirli biri! :)  Onun o umursamaz, bir sonraki adımını düşünmeden hareket eder tavrını izlemek hobilerim arasına girdi. Mutlaka bu hayvan hakkında biraz okumanızı tavsiye ederim, dünya görüşünüzü etkiliyor :) Aklıma gelmişken, kuş gözlemciliği diye bir meslek var biliyor musunuz, bir de okyanus biyologluğu var, çok güzel işler bence.


*Adana-Gaziantep yolu, yel değirmeni gözlemciliğinde uzmanlaşıyorum.

Ben aslında kahverenginin her tonunu severim. Kurumuş yaprak rengini severim. Başıma çok güneş geçmesinden hoşlanmam, Tamam tamam beyazı da severim. Yaprakların üstünden geçerken çıkan o sese artık çok yakınız. Bu sonbahar çok sert geçecek! (izlediğim dizilerin buradan köye yol olduğunu söylemiş miydim? :D)

Herkese güzel eylüller, yepyeni mutluluklar!

GİZEM




15 Haziran 2013 Cumartesi

F.R.I.E.N.D.S

Tatillerin de kapıda olduğu, gündüzlerin daha uzun olduğu bu yaz günlerinde, size mutluluğun ufak bir formülünü vermek istedim-hala izlemediyseniz kendinize bu iyiliği yapın ve Friends'e başlayın. Başladığınızda görüntü kalitesi sebebiyle vazgeçebilirsiniz, bana inanın ve vazgeçmeyin, size gül bahçesi değil ama baya baya kahkahalar vadediyor bu dizi. Daha önce hiçbir diziyi izlerken ardı ardına kahkaha atmamıştım. Küçük bir uyarı: bir şey yerken izlediğinizde dikkatli olun! :)

İzlediğim süre boyunca  o kadar onlardan biri oldum ki, bittiğinde beni salonda unutmuşlar da gitmişler gibi geldi. "Uzaklaşamama sendromu" yaşadım. Kulağında Friends'le uyuyakalanlar derneğinin üyesi olduğumdan uyuma vakti geldiğinde bir "ee peki..bir şey eksik sanki" olmadı değil.



Teşekkürler Chandler: Yolda yürürken, dururken, alakasız bir anda aklıma gelen tüm o sarkastik sözlerin için, arkadaşlığın için..Aramızda kalsın en çok seni sevdim.

Teşekkürler Ross: Üzülmüş gibi yapıp birdenbire "fine by me" deme örneğinde olduğun gibi duygu değişimlerin, başarılı ses tonu ve mimiklerin, güzel kalbin için.

Teşekkürler Monica: İnsan anladığını sever derler ya, ben seni bir bölümde o kadar iyi anladım ki, canımsın Monica! Arada büyük süpürgenin tozunu alması için evde bulundurduğun küçük süpürgeni al bize gelsene, temizlik yaparız :) I know dediğini duyar gibiyim.

Teşekkürler Joe: Gülerken birdenbire olayları anlayıp gözlerini kocaman açtığın için...Pizza var yer misin?

Teşekkürler Rachel: Sezonlar boyu moda değişimini senin kıyafetlerinden takip edebildiğim için..

Teşekkürler Phobe: Görmek istemediğin bir şeyi gördüğünde "my eyes my eyes" diye bağırıp kaçtığın için...Ama ne yalan söyleyeyim, pek yıldızımız barışmadı.


Seviyorum sizi gençler, evin anahtarının biri bende kaldı, uğrayın alın bir ara.

XOXO
GİZEM

23 Ocak 2013 Çarşamba

California Here We Come

Hayır hayır, California'ya gitmedim, bu da bir gezi yazısı değil (keşke olsa ama, değil). Bu, blogu açtığımdan beri yazmak istediğim ancak şimdiye kısmet olan bir yazı. Ben hep böyleyimdir, benim için önemli olan şeyleri yazıya dökerken insanlar " bu muydu yani bu kadar önemli olan" der diye biraz çekinirim. Biliyorum çünkü, biri için bir şey ifade eden diğerine tamamen anlamsız gelebilir. Mesela The Oc, benim hayatımın önemli taşlarından, müziği telefonumun zil sesi olmuş, bana bir çok şeyi sevdirmiş, kafamdaki hayallerin merkezi olmuş, hala çalışma masamda fotoğrafları olan dizi..


5 Ağustos 2012 Pazar

Previously on Desperate Housewives

Bir yaz günü. Sabah kahveni alırsın ve...En sevdiğin cümleni duyarak güne başlarsın "previously on Desperate Housewives!' 2004 yılında yayın hayatına başlayan bu  müthiş diziyi, neden bu kadar geç keşfettim bilmiyorum ama bildiğim tek şey, o mahalleyi sürekli gözetleyen biri olmaktan son derece mutlu olmam! 8 sezon boyunca oynayan DH'ı çok kısa bir sürede su gibi bitirdim.



Bence diziyi klasik dizilerden farklı kılan, günlük yaşamı gösterirken hep bir gizem katması, bu büyük gizemi yan olaylarla desteklemesi, "şimdi bu olacak" diye tahmin ettiklerinizin olmaması! Şöyle bir sezonlara bakarsak ana olaylar;

1. sezon: Mary Alice'in kendini öldürmesi
2. sezon: Applewhite ailesi
3. sezon: Orson Hodge'n gelişi ve gizemleri
4.sezon: Katherine Mayfair'n sırları
5. sezon: Dave Williams
6. sezon: Mahalle katili ve yeni taşınanlar
7. sezon: Paul Young
8. sezon: Ortak cinayet

                            From left to right: Edie, Susan, Bree, Lynette, Gabriel

Dizinin bir diğer farklılığı da bölümün başında olaylara geçmeden önce anlatıcının konuyla ilgili ya geçmişi, ya da aslında dizide olmayan ama hikayeyi güzelleştirmek için onların başına gelenleri anlattığı, aynı şekilde bunları sonunda da güzel bir anlatımla bağlaması, ki izleyenler ne demek istediğimi çok iyi anlamıştır :) Her biri ayrı kitap olabilecek sezonlardı ama bana sorarsanız en heyecansız olanı sezon 7 idi. En güzel bölümlerse hep felaketlerle ilgili olanlardı, o bölümleri (Lynette ve supermarket olayı, mahalleyi vuran kasırga, mahalleye uçak düşmesi...) gözümü kırpmadan izledim diyebilirim.




 Bolca da hastanede geçen bölüm oldu ama benim mi çok ilgimi çekti bilmiyorum, ne zaman hastaneye gitseler durum ne kadar ağır olursa olsun kim veriyorsa ellerinde hep kahve. Aynı şekilde sokakta konuşuyorlar ellerinde kahve. Birbirlerine gidiyorlar ellerinde içecek. Fakat o içeceklerin bittiğini de göremedik henüz :) Bir de kulağıma takılan bir kelime var; "appreciate!" zannediyorum günlük konuşma içinde en çok kullandıkları kelimelerden biri. 


Benim favori karakterim birine bir şey içmeye gittiğinde "içecek gibi değilim" dediğinde orayı terk etmeyip içkiyi kendi bardağına koyup sohbetine devam etmek gibi anlık tepkileri olan Gabrielle Solis. Ancak bu sizi yanıltmasın, bu umursamaz görünümünün altında son derece içli ve tatlı bir insan yatıyor, ben gördüm :) Onun olduğu sahneleri iple çektim. Gabriel der ki: "Anything worth doing is hard (Yapmaya değer şeyler zordur"). Gabrielle'i özetleyen dialoglardan biri şu olabilir;
Susan: Do you understand me? (beni anlıyor musun?)
Gabriel: Yes. (Evet)
Susan: Thank you. (Tesekkürler)
Gabriel: I understand. I just dont care. (Anlıyorum. Sadece umursamıyorum.)

Bree, kuralcılığıyla, düzen merakıyla, pişirdiği harika yemekleriyle tanınan kızıl saçlımız. Onun oğlu Andrew de durur durur güzel laflar eder. Kızına ben bile gıcık oldum izlediğim yerden.

Lynette, çocuklarıyla ailesiyle haşır neşir ancak kariyerini de hep sürdürmek isteyen mücadeleci ruhlu sarışın. Bir de kontrol etme bağımlılığı var. Çocuğuna söylediği " Hate me as long as you want and when you'are done I'll be here waiting (Benden istediğin kadar nefret et, bittiğinde burda bekliyor olacağım)" hala içime dokunur. Unutmadan, Lynette bir kot pantolona pantolonun cebinde 400 dolar olsa bile 500 dolar vermezmiş, kendisi dedi :)

Susan, Belki bu söylediğim çoğu DH fanı tarafından onaylanmayacak bir şey ama Susan'ın sakarlıkları ve iyilik yapacağım diye bozdukları bana fazla geliyordu. Ancak MJ ile reçelleri duvara atarak hayata sinirlerini geçirmeye çalışmaları beni Susan'a biraz ısıttı. Kızı Julie, bu kadar mı hem akıllı hem güzel olunur. Aynı şekilde Mike ile oğulları MJ de öyle, o ne ses tonu, o ne şeker çocukluktur.

Edie, diziye renk getiren en önemli karakterlerdendi, erken vedası beni yasa boğdu diyebilirim. Katherine, rüya gibi geldi rüzgar gibi geçti denilesi bir karakter. Az göründü dizide. Mary Alice, diziyi onun sesinden dinlemek güzeldi, ilk bölümde gitmeseydi iyiydi, ama sonra birkaç kere daha gördük kendisini geriye dönüşlerde. Renee, taa 7. sezonda Edie'nin boşluğunu doldurmak için geldi ama, biz burda boşluk dolduranları sevmeyiz dostum.p Tom, Lynette ve Renee'ye ofisini dekore edip edemeyeceklerini sorduğunda "mesgulüz" diyen "ama bütçe 20bin dolar" cümlesini duyunca "sana teşekkürle mesgulüz!" diyen bir insan.

"I love you once. I love you twice. I love you more than beans and rice"  Bu dizi beni aslında olmayan olaylara ağlar hale getirdi ya, başka da bir şey demiyorum.

Sizi çok özleyeceğim Fairview sakinleri(!) :)

*all pics from web










Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...