Eskiden günlük yazdığımdan bahsetmiştim ya sizlere, her günlük değiştirmemde hayatımın da yeni bir evreye girdiğine inanırdım. Şimdi bu alışkanlığım her aya başladığımızda yeni bir şeyler olacağı inancına dönüştü. Buna rağmen yeni yılda aynı hisleri besleyemiyorum, aralık ayı bir şeyleri kapatmak için uygun bir ay gibi sinmiyor içime. Gizem the last daldan dala atlayıcı olarak, aslında çok başka bir şeyden bahsedecektim: küçük şeylerin hayatımızı ne kadar güzelleştirdiğinden! Mayıs ayını çok seven bir insan olarak, tek sebebim bu ayda doğmuş olmak diyemem. Hazirandan önce, tam yaz gelmeden, nefes alma ayıdır mayıs. Çiçek kokar. Biri "merhaba" derse size, bahar esintisiyle daha dostça görünür bu söz. Bu mayıs ayı da, hep güzel haberler aldım, umarım böyle de gider!
Bu sabah uyandığımda, hiç beklemediğim bir şey oldu. Kargo geldi sabah, iyi güzel, olma ihtimali fazla bir şey. Olma ihtimalini aklımdan bile geçirmediğim şey ise, o kargonun Fransa'dan gelmesi, dahası içinde erken doğum günü hediyem olması! Düşünceli insanların kıymetini ne kadar bilsek, ne yapsak az! Doğum günüm için önceden hediye yollamış, bunu yapmak için gizli yollarla tam adresimi almış, bana günlerce önceden çok büyük bir sürpriz yapmış Ceylan (unpeudetenue.blogspot.com), mutluluktan ağlamamak için zor tuttum kendimi. İyi bir arkadaş olmak da, iyi bir arkadaş bulmak da çok zor artık, o sebeple elimizdeki iyi insanları çok sevelim, çok sarılalım onlara, bu da cuma mesajı olsun :)
Dedim ya mayıs ayı güzel başladı diye, geçen gün makale mi okusam Friends mi izlesem diye içimden geçiriyordum. Sonra bir makale okuyayım diye açtığım makalede, Friends dizisinden bahsedilmesin mi? Hem de daha yeni izlediğim bölümünden! Hayat bu kadar güzel tesadüfler getiriyorsa karşımıza, e bize ne demek düşer : little things make life better!
Herkese harika bir haftasonu diliyorum!
XOXO
GİZEM
3 Mayıs 2013 Cuma
7 Mart 2013 Perşembe
Nostalji
"Artık kimse mektup yazmıyor" denilen zamanlarda bile mektup yazardım ben birilerine. Bilirsiniz, insan ruhunun çekmecelerini temizlemeye cesaret edemezse bazen odasının çekmecelerini temizler. Öyle bir günde, biraz da eskiye özlemle sanıyorum, elim bu mektuplara gitti. Ne çok mektup, ne çok anı...Evet belki bunlar başkalarının bana gönderdiği mektuplar ama neyin cevabı oldukları okuyunca o kadar belli olan satırlar ki...Sen nasıl değişirsen, başkalarıyla iletişimin de öyle değişiyor aslında. Bu yüzden başkalarının mektuplarında ben kendimi, benim onlara yazdıklarımı buldum.
28 Şubat 2013 Perşembe
Ben Bu Ay
Şubat'ın sonuna geldiğimizde, zihnimde salınan anıları kağıda değil belki ama sayfama aktarayım istedim. Eskiden cilt cilt günlük yazdığımı biliyor muydunuz? Benim çocukluğumda bu kadar teknoloji etrafı sarmadığından mı yoksa kişiliğimden mi bilmiyorum, oturup yazmaya zorunlu hissediyordum kendimi, bir sürü ben yaşadıklarımı değerlendiriyordu sanki yazarken. Çoğu kişi "yazmak ferahlatır" diyordu ama ben bu faydasından ziyade, iz bırakma hevesiyle yazdığımı düşünüyorum. Artık günlük tutmuyorum, hafızama kalmış her şey...
Etiketler:
ben bu ay,
eldiven,
günlük,
hikayeler,
honey and the moon,
murathan mungan,
tuba unsal
7 Şubat 2013 Perşembe
Simple and Quick
Merhaba!
Hızlılık ve basitlikle aranız nasıldır? Sizin için önemli olan basit tutup hızlı yapmak mıdır yoksa dört başı mamur olsun diye uğraşır mısınız? Neyse, tatlıdan kişilik testi yapmayı bir kenara bırakayım da, iki arada bir derede bu hızlı sevimli tatlıyı paylaşayım sizle.
Tarifi veriyorum diyeceğim ama tarifi yok.Yani puding yapıp, çilekleri doğramak, ballı muzlu cici bebe ufalamak tariften sayılmaz :) Bir tatlı krizini engelleyici, akşam şenlendirici çilekli tatlı diyebiliriz ona.
Hızlılık ve basitlikle aranız nasıldır? Sizin için önemli olan basit tutup hızlı yapmak mıdır yoksa dört başı mamur olsun diye uğraşır mısınız? Neyse, tatlıdan kişilik testi yapmayı bir kenara bırakayım da, iki arada bir derede bu hızlı sevimli tatlıyı paylaşayım sizle.
Tarifi veriyorum diyeceğim ama tarifi yok.Yani puding yapıp, çilekleri doğramak, ballı muzlu cici bebe ufalamak tariften sayılmaz :) Bir tatlı krizini engelleyici, akşam şenlendirici çilekli tatlı diyebiliriz ona.
23 Ocak 2013 Çarşamba
California Here We Come
Hayır hayır, California'ya gitmedim, bu da bir gezi yazısı değil (keşke olsa ama, değil). Bu, blogu açtığımdan beri yazmak istediğim ancak şimdiye kısmet olan bir yazı. Ben hep böyleyimdir, benim için önemli olan şeyleri yazıya dökerken insanlar " bu muydu yani bu kadar önemli olan" der diye biraz çekinirim. Biliyorum çünkü, biri için bir şey ifade eden diğerine tamamen anlamsız gelebilir. Mesela The Oc, benim hayatımın önemli taşlarından, müziği telefonumun zil sesi olmuş, bana bir çok şeyi sevdirmiş, kafamdaki hayallerin merkezi olmuş, hala çalışma masamda fotoğrafları olan dizi..
19 Ocak 2013 Cumartesi
Evrene Mesaj
Bir önceki posttan bu yana epey zaman geçti, hala 2012'ye güle güle diyemedin mi seslerini duyar gibiyim. Oradan oraya zıplayan bir çekirge edasıyla zamanın nasıl geçtiğini anlamadım gerçekten. Neyse, size şu anki durumdan biraz bahsedeyim.
Finallerim cuma günü bitiyordu, pazartesi de proje teslimim vardı. Çok uykusuz olduğumdan perşembe çalışmam biraz geç saate kalmıştı. İki hafta önce projeyle ilgili çalışmalarımı yapmış hafta sonu son kez bakmak üzere kaydetmiştim, bütün ilgili belgeler tek klasördeydi. Perşembe gecesi o klasöre tıklamamla başımdan aşağı kaynar sular döküldü, dosya açılmıyordu! (Geçmiş zaman kullandım ama, hala açılmıyor) Bir süre şokla ekranı seyrettikten sonra sakin olup cuma günlü sınava hazırlanmam gerektiğini hatırlatmaya çalıştım kendime. Biraz dolandım evde, sakinleşmeye çalıştım. Tekrar notların başına geçtim, iki cümle okudum elektrik kesildi! İçimden "yok artık!" diye bağırsam da dışımdan bunu kendime belli etmedim, gittim el feneri aldım. El feneriyle ağır ağır çalıştım bir süre. Sonra da çok gürültülü bir jeneratör çalışmaya başladı ama normal bir gürültü değil, jeneratör adeta çalıştığım odada! Tüm konsantrasyonum gitti, o jeneratör sanki benim açılamayan dosyamı öğütüyordu. Uyumak istedim o gürültüyle onu da yapamadım. Tüm gece zombi gibi durdum ayakta, sabah da kalkıp sınava girdim.
Eve döndüğümde hala açılmayan klasör durumunda bir değişiklik yoktu. Bir sürü şey araştırdım, uyguladım sonuç çıkmadı. Arkadaşıma son halini değil de birkaç aşama öncesini atmıştım projenin, onun üstünden tekrar ilerlemek üzere onu açtım şimdi. Ama tabii tüm kaynakları ve indirdiğim tüm dosyaları kaybettim, elimde bir tek arkadaşıma yolladığım dosya var. "Tamam" dedim "iki gün ben bunu yapacağım". Sakinim sandım. Ama sonra aklıma geldi, hani evrenden ne istersek evren bize onu veriyordu? Ben evrene ne kadar kötü bir şey söylemiş olabilirdim acaba? O sırada bir şarkı ulaştı kulağıma "ben sana ne ettim yollarımı çıkmaza bağladın, üç gün güldüysem üç ömürlük ağladım.."
Merhaba haftasonu, merhaba!
29 Ekim 2012 Pazartesi
Searching for Happiness
Krem rengi üstüne çizilmiş yıldız deseni gibi ışık saçan herkese merhaba! :)
Mutluluk nedir? Peki ya rengi nedir? Mutluluğu tanımlarsak
mı yaklaşırız, yoksa yaklaşırsak mı ancak tanımlayabiliriz? Ya da tam tersi,
mutluluğu mutsuzluktan yararlanarak mı tanımlamalıyız? Şimdi böyle deyince
hayatımı felsefeye adamışım gibi oldu ama asıl bulmak istediğim, mutluluk
kaynağıydı. Bu arada, evet geçen sene yönetim felsefesini üstelik de İngilizce
almış, felsefeyi hayatımdan ondan sonra “ah bu been naptım ben” diyerek
uzaklaştırmıştım, bu da bir dip not olsun tarihin sayfalarında.
Mutluluk geçmişi özlememektir belki. Şimdiki günlerini sevmek,
geçmişe bakmamaktır, ama bu iş söylenildiği kadar kolay değildir. Eh tabii ki
kolay olmayacak, yıllar yılı mutluluğun peşinde yazılmadı mı onca roman, şiir,
hikaye? İnsan kendini ararken kaybolmadı mı kendi beyninde? Mesela bir bisiklete atlasak, nereye kadar gidince buluruz onu? Aslında hep aklımda dönüp duran birbiriyle ilişkili iki söz var; "nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir" ve "insan nereye giderse kendini de oraya götürür." Bu yüzden tebdil-i mekanda ferahlık var mı, bu da ayrı bir tartışma konusudur..
Mutluluk diyorum belki, neyin nasıl yapılması gerektiğini bildiğin bir rutin içinde olmaktır bana göre. Bu rutini delen yine kendim olmalıyım, dış kaynaklar değil. Mutluluk olduğun yere ait olduğunu hissetmektir, orada kök salabilmektir. Orhan Pamuk'un yine çok sevdiğim cümleleri geldi aklıma, onu da söyleyelim sonra herkesi mutluluk bulma oyunuyla baş başa bırakalım:
"Derdimin bütünüyle ve olgunlukla farkına varmak, onunla yüzleşebilmek, hakkında doğrudan konuşmak en azından acıyı ortaya çıkarmak yerine aklımın tuhaf odak değiştirmeleri, aldatma ve unutma oyunlarıyla onu esrarlı bir duygu haline getirmiştim."
P.S.: Aslında bu yazı, yukarıdaki fotoğrafı çektiğim an beynimdeydi ancak özellikle 29 Ekim'de blogumda yayınlamak istedim, bugün blogda bir kaydım olsun istedim. Çocukluğumu, 75.yıl armasıyla eve gelişimi, törenleri izlemeyi, o coşkuyu yaşamayı, teşekkür duygusuyla sarmalanmayı bana hatırlatan çok özel bir gün bu gün-Cumhuriyet'imizin kuruluşunun 89.yılı hepimize kutlu olsun!
When i took this photo, there were issues about happiness in my mind. I asked myself what is happiness, what is it's colour, where is it hidden? Can we find it by riding a bike? Maybe happiness is not missing the past, maybe knowing what should be done. Still people could not find the answer...
By the way, 29th October is national day for Turkey, although i wrote this before, i wanted to post on this special day. See you!
GİZEM
Twitter: gizeemkoseInstagram: diaryofmystery
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







