15 Haziran 2013 Cumartesi

F.R.I.E.N.D.S

Tatillerin de kapıda olduğu, gündüzlerin daha uzun olduğu bu yaz günlerinde, size mutluluğun ufak bir formülünü vermek istedim-hala izlemediyseniz kendinize bu iyiliği yapın ve Friends'e başlayın. Başladığınızda görüntü kalitesi sebebiyle vazgeçebilirsiniz, bana inanın ve vazgeçmeyin, size gül bahçesi değil ama baya baya kahkahalar vadediyor bu dizi. Daha önce hiçbir diziyi izlerken ardı ardına kahkaha atmamıştım. Küçük bir uyarı: bir şey yerken izlediğinizde dikkatli olun! :)

İzlediğim süre boyunca  o kadar onlardan biri oldum ki, bittiğinde beni salonda unutmuşlar da gitmişler gibi geldi. "Uzaklaşamama sendromu" yaşadım. Kulağında Friends'le uyuyakalanlar derneğinin üyesi olduğumdan uyuma vakti geldiğinde bir "ee peki..bir şey eksik sanki" olmadı değil.



Teşekkürler Chandler: Yolda yürürken, dururken, alakasız bir anda aklıma gelen tüm o sarkastik sözlerin için, arkadaşlığın için..Aramızda kalsın en çok seni sevdim.

Teşekkürler Ross: Üzülmüş gibi yapıp birdenbire "fine by me" deme örneğinde olduğun gibi duygu değişimlerin, başarılı ses tonu ve mimiklerin, güzel kalbin için.

Teşekkürler Monica: İnsan anladığını sever derler ya, ben seni bir bölümde o kadar iyi anladım ki, canımsın Monica! Arada büyük süpürgenin tozunu alması için evde bulundurduğun küçük süpürgeni al bize gelsene, temizlik yaparız :) I know dediğini duyar gibiyim.

Teşekkürler Joe: Gülerken birdenbire olayları anlayıp gözlerini kocaman açtığın için...Pizza var yer misin?

Teşekkürler Rachel: Sezonlar boyu moda değişimini senin kıyafetlerinden takip edebildiğim için..

Teşekkürler Phobe: Görmek istemediğin bir şeyi gördüğünde "my eyes my eyes" diye bağırıp kaçtığın için...Ama ne yalan söyleyeyim, pek yıldızımız barışmadı.


Seviyorum sizi gençler, evin anahtarının biri bende kaldı, uğrayın alın bir ara.

XOXO
GİZEM

3 Mayıs 2013 Cuma

Little Things Make Life Better

Eskiden günlük yazdığımdan bahsetmiştim ya sizlere,  her günlük değiştirmemde hayatımın da yeni bir evreye girdiğine inanırdım. Şimdi bu alışkanlığım her aya başladığımızda yeni bir şeyler olacağı inancına dönüştü. Buna rağmen yeni yılda aynı hisleri besleyemiyorum, aralık ayı bir şeyleri kapatmak için uygun bir ay gibi sinmiyor içime. Gizem the last daldan dala atlayıcı olarak, aslında çok başka bir şeyden bahsedecektim: küçük şeylerin hayatımızı ne kadar güzelleştirdiğinden! Mayıs ayını çok seven bir insan olarak, tek sebebim bu ayda doğmuş olmak diyemem. Hazirandan önce, tam yaz gelmeden, nefes alma ayıdır mayıs. Çiçek kokar. Biri "merhaba" derse size, bahar esintisiyle daha dostça görünür bu söz. Bu mayıs ayı da, hep güzel haberler aldım, umarım böyle de gider!

Bu sabah uyandığımda, hiç beklemediğim bir şey oldu. Kargo geldi sabah, iyi güzel, olma ihtimali fazla bir şey. Olma ihtimalini aklımdan bile geçirmediğim şey ise, o kargonun Fransa'dan gelmesi, dahası içinde erken doğum günü hediyem olması! Düşünceli insanların kıymetini ne kadar bilsek, ne yapsak az! Doğum günüm için önceden hediye yollamış, bunu yapmak için gizli yollarla tam adresimi almış, bana günlerce önceden çok büyük bir sürpriz yapmış Ceylan (unpeudetenue.blogspot.com), mutluluktan ağlamamak için zor tuttum kendimi. İyi bir arkadaş olmak da, iyi bir arkadaş bulmak da çok zor artık, o sebeple elimizdeki iyi insanları çok sevelim, çok sarılalım onlara, bu da cuma mesajı olsun :)



Dedim ya mayıs ayı güzel başladı diye, geçen gün makale mi okusam Friends mi izlesem diye içimden geçiriyordum. Sonra bir makale okuyayım diye açtığım makalede, Friends dizisinden bahsedilmesin mi? Hem de daha yeni izlediğim bölümünden! Hayat bu kadar güzel tesadüfler getiriyorsa karşımıza, e bize ne demek düşer : little things make life better!



Herkese harika bir haftasonu diliyorum!

                                                                           XOXO
                                                                          GİZEM

7 Mart 2013 Perşembe

Nostalji

"Artık kimse mektup yazmıyor" denilen zamanlarda bile mektup yazardım ben birilerine. Bilirsiniz, insan ruhunun çekmecelerini temizlemeye cesaret edemezse bazen odasının çekmecelerini temizler. Öyle bir günde, biraz da eskiye özlemle sanıyorum, elim bu mektuplara gitti. Ne çok mektup, ne çok anı...Evet belki bunlar başkalarının bana gönderdiği mektuplar ama neyin cevabı oldukları okuyunca o kadar belli olan satırlar ki...Sen nasıl değişirsen, başkalarıyla iletişimin de öyle değişiyor aslında. Bu yüzden başkalarının mektuplarında ben kendimi, benim onlara yazdıklarımı buldum.


28 Şubat 2013 Perşembe

Ben Bu Ay

Şubat'ın sonuna geldiğimizde, zihnimde salınan anıları kağıda değil belki ama sayfama aktarayım istedim. Eskiden cilt cilt günlük yazdığımı biliyor muydunuz? Benim çocukluğumda bu kadar teknoloji etrafı sarmadığından mı yoksa kişiliğimden mi bilmiyorum, oturup yazmaya zorunlu hissediyordum kendimi, bir sürü ben yaşadıklarımı değerlendiriyordu sanki yazarken. Çoğu kişi "yazmak ferahlatır" diyordu ama ben bu faydasından ziyade, iz bırakma hevesiyle yazdığımı düşünüyorum. Artık günlük tutmuyorum, hafızama kalmış her şey...


7 Şubat 2013 Perşembe

Simple and Quick

Merhaba!

Hızlılık ve basitlikle aranız nasıldır? Sizin için önemli olan basit tutup hızlı yapmak mıdır yoksa dört başı mamur olsun diye uğraşır mısınız? Neyse, tatlıdan kişilik testi yapmayı bir kenara bırakayım da, iki arada bir derede bu hızlı sevimli tatlıyı paylaşayım sizle.

Tarifi veriyorum diyeceğim ama tarifi yok.Yani puding yapıp, çilekleri doğramak, ballı muzlu cici bebe ufalamak tariften sayılmaz :) Bir tatlı krizini engelleyici, akşam şenlendirici çilekli tatlı diyebiliriz ona.






                         

23 Ocak 2013 Çarşamba

California Here We Come

Hayır hayır, California'ya gitmedim, bu da bir gezi yazısı değil (keşke olsa ama, değil). Bu, blogu açtığımdan beri yazmak istediğim ancak şimdiye kısmet olan bir yazı. Ben hep böyleyimdir, benim için önemli olan şeyleri yazıya dökerken insanlar " bu muydu yani bu kadar önemli olan" der diye biraz çekinirim. Biliyorum çünkü, biri için bir şey ifade eden diğerine tamamen anlamsız gelebilir. Mesela The Oc, benim hayatımın önemli taşlarından, müziği telefonumun zil sesi olmuş, bana bir çok şeyi sevdirmiş, kafamdaki hayallerin merkezi olmuş, hala çalışma masamda fotoğrafları olan dizi..


19 Ocak 2013 Cumartesi

Evrene Mesaj



Bir önceki posttan bu yana epey zaman geçti, hala 2012'ye güle güle diyemedin mi seslerini duyar gibiyim. Oradan oraya zıplayan bir çekirge edasıyla zamanın nasıl geçtiğini anlamadım gerçekten. Neyse, size şu anki durumdan biraz bahsedeyim.

Finallerim cuma günü bitiyordu, pazartesi de proje teslimim vardı. Çok uykusuz olduğumdan perşembe çalışmam biraz geç saate kalmıştı. İki hafta önce projeyle ilgili çalışmalarımı yapmış hafta sonu son kez bakmak üzere kaydetmiştim, bütün ilgili belgeler tek klasördeydi. Perşembe gecesi o klasöre tıklamamla başımdan aşağı kaynar sular döküldü, dosya açılmıyordu! (Geçmiş zaman kullandım ama, hala açılmıyor) Bir süre şokla ekranı seyrettikten sonra sakin olup cuma günlü sınava hazırlanmam gerektiğini hatırlatmaya çalıştım kendime. Biraz dolandım evde, sakinleşmeye çalıştım. Tekrar notların başına geçtim, iki cümle okudum elektrik kesildi! İçimden "yok artık!" diye bağırsam da dışımdan bunu kendime belli etmedim, gittim el feneri aldım. El feneriyle ağır ağır çalıştım bir süre. Sonra da çok gürültülü bir jeneratör çalışmaya başladı ama normal bir gürültü değil, jeneratör adeta çalıştığım odada! Tüm konsantrasyonum gitti, o jeneratör sanki benim açılamayan dosyamı öğütüyordu. Uyumak istedim o gürültüyle onu da yapamadım. Tüm gece zombi gibi durdum ayakta, sabah da kalkıp sınava girdim.

Eve döndüğümde hala açılmayan klasör durumunda bir değişiklik yoktu. Bir sürü şey araştırdım, uyguladım sonuç çıkmadı. Arkadaşıma son halini değil de birkaç aşama öncesini atmıştım projenin, onun üstünden tekrar ilerlemek üzere onu açtım şimdi. Ama tabii tüm kaynakları ve indirdiğim tüm dosyaları kaybettim, elimde bir tek arkadaşıma yolladığım dosya var. "Tamam" dedim "iki gün ben bunu yapacağım". Sakinim sandım. Ama sonra aklıma geldi, hani evrenden ne istersek evren bize onu veriyordu? Ben evrene ne kadar kötü bir şey söylemiş olabilirdim acaba? O sırada bir şarkı ulaştı kulağıma "ben sana ne ettim yollarımı çıkmaza bağladın, üç gün güldüysem üç ömürlük ağladım.."

Merhaba haftasonu, merhaba!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...