5 Eylül 2013 Perşembe

Günün Faydalısı

Bugün yine orada burada yaprak kemirir gibi bilgi kemirirken sizle de paylaşmak istediğim şeyler gördüm. Magazin basını diliyle mi seslenseydim acaba? Şok gelişme! Ya da gazetelerin yaptığı gibi ilgi çekici olsun diye alakasız başlıklar mı atsaydım?

                                                                       source: pinterest

Etrafınıza bir bakın, herkes diyette mi? Diyette olmayanlar pazartesi diyete mi girecek? Lezzetli olarak algıladığımız  yiyecekler neden hep çok kalorili? Aslında bu sonuncunun cevabını hep merak edip araştırmışımdır. Biz bol yiyen, kalorili beslendiği için hayatta kalabilen nesillerden geliyormuşuz da ondan, beslenemeyenler o zamanların koşulları altında silinip gitmişler. Yani duyumlarım okumalarım bu yönde özetle.

Peki ince olmak, “çok ince olmak” her zaman güzellik göstergesi miydi? Bunun yanıtının hayır olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım. 1970 ortalarında Amerikan kültüründe, ince olmanın önemli olduğu zamanlarda,  ‘Miller’ birası az kalorili olan ‘Miller Lite’ ürünü ile çok başarılı olmuşken, 1960’larda, Gablinger bira markası, az kalorili ürünleriyle pazarda önemli varlık göstermemiştir. Sebebi neydi dersiniz? 1960’larda zayıf olmanın şimdiki kadar önemli olmaması! Kıssadan hisse, güzellik ölçütleri zamanla değişir, size bir şey olmasın! Neyse biz sebzemizi meyvemizi yiyelim, sağlığımızı ihmal etmeyelim şekerler!

Herkese güzel perşembeler!

XOXO
GİZEM

instagram:gizeemkose 
See you there :)


2 Eylül 2013 Pazartesi

Yeni Ay

Hep söylerim, benim için yıl ocakta değil eylülde başlar. Bu sebeple bugün benim için yılın ikinci gününün içindeyiz. “Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer” sözünü hem ocakta hem de eylülde test etmiş bir insan olarak, zannediyorum eylüle nasıl girersem öyle geçiyor benim yılım da. Eylüle özel bir ilgiyle yaklaşıp tüm pozitif enerjilerimi göndermem belki de bu yüzden.


                 *Fotoğrafı ben çektim Edirne’de, iki yıldır ayçiçeklerinin boynu büküklüğüne yetişebiliyorum ancak.

Bir süredir her hafta sonu bir yerlerdeyim, tatil sonrası tatil ihtiyacımı gideremediğimi görünce cuma cumartesi pazar tatilini dinlenme tatili yapıp bir yere gitmedim. Hal böyle olunca normalde hiç izlemeyeceğim türden acıklı filmlere de denk geldim. Benim gibi “her türlü acıklı filme itinayla hüngür hüngür ağlanır” tipi bir insan için bu tuzağa düşmek gibi bir şey. Senaristlerin “bu sahneyi buraya koyalım kesin çok duygusal olur” dediği sahneyi hemen algılar, filmin mantığını çözer, ağlatmak için yapmış bu kadar olmaz derim içimden, ama bu kadar mantık abidesi olduğum halde bir yandan da ağlarım. Hem mantıklı düşünür “hep oyun bunlar” derim, hem de gözlerim dolar.

Sonra bol bol bilmediğim dünyaları izledim. “Ben hiç dizi izlemem, genelde belgesel” der gibi olacak (ki izlediğim dizileri yanyana koysak buradan köye yol olur :D) ama arada da hayvanların dünyasını izlemek hakikaten kafa boşaltıyor. Aranızda bal porsuğunu tanımayan var mı? Kendisi duymasın, oldukça sinirli biri! :)  Onun o umursamaz, bir sonraki adımını düşünmeden hareket eder tavrını izlemek hobilerim arasına girdi. Mutlaka bu hayvan hakkında biraz okumanızı tavsiye ederim, dünya görüşünüzü etkiliyor :) Aklıma gelmişken, kuş gözlemciliği diye bir meslek var biliyor musunuz, bir de okyanus biyologluğu var, çok güzel işler bence.


*Adana-Gaziantep yolu, yel değirmeni gözlemciliğinde uzmanlaşıyorum.

Ben aslında kahverenginin her tonunu severim. Kurumuş yaprak rengini severim. Başıma çok güneş geçmesinden hoşlanmam, Tamam tamam beyazı da severim. Yaprakların üstünden geçerken çıkan o sese artık çok yakınız. Bu sonbahar çok sert geçecek! (izlediğim dizilerin buradan köye yol olduğunu söylemiş miydim? :D)

Herkese güzel eylüller, yepyeni mutluluklar!

GİZEM




27 Ağustos 2013 Salı

Adana & Gaziantep Notları

İşim gereği değil ama kendim gereği çok geziyorum galiba. Gerçi bu sefer kuzenimin hayırlı bir işi için düştüm yollara, haftasonu Adana’ya ve Gaziantep’e gittim. Adana’da kalıp Gaziantep’te dolaştım da diyebiliriz, iki güzel şehrin birbirine bu kadar yakın olması ne güzel!



Fotoğraf makinasal bir kriz yaşadık, hep böyle zamanlarda bir şeyler üst üste gider ve hep gitmeyi istediğin yerde, gördüğün kareleri hapsedemeden dönersin işte böyle. Telefonla idare ederim derken, son gün kalabalık evde telefonum şarjdayken düşüp şarj girişi çatladı, şu an akıllı telefonsuz saatleri tecrübe ediyorum, o nasılmış onu yaşıyorum tekrar. Bildiğin bağımlılık bu, sürekli insanın aklında. İş çıkışı doktora götüreceğim, Adana’da hastalandı derim artık.


Yaptıklarıma ve yaşadıklarıma dönecek olursak, Adana’da da Gaziantep’te de yerlilerin konuşmalarını senfoni dinler gibi dinledim.

Bir an değişik bir kültüre, değişik adetlere, konuşma biçimine adapte olasım, olmaya çalışasım o kadar geldi ki, orada yaşadığımı hayal ettim. Nasıl olurdu acaba? Günde 4 saat trafiğin, şehir stresinin bambaşka hale getirdiği insanların olmayacağı kesin.  Sade dekore edilmiş bir salonda taşlı bir avize gibi acaip durur muydum ki? Çok gittim yabancı olduğum yerlere, ama ilk kez farklı olduğumu anlayarak baktı insanlar, garip bir duygu hissettim ama rahatsızlık değildi bunun adı, koyamadım.


İnsanlar öyle yardımcı ki, İstanbul’da kimsenin yardım edeceğini aklınıza bile getirmediğiniz durumlarda beliriveriyorlar. Alışık olmadığım bir durum olduğu için, gerçekten böyle miymiş diye bocaladım ama pek hoşuma gitti bu “insanlık” hali. Adana’da akşamüzeri arabada kendini iyi hissetmedi annem, durduk aşağı indi, tarla gibi bir yerde durup hava alıyoruz, 2 dakika geçti geçmedi bir araba durdu, ne oldu bir şeye ihtiyacınız var mı, iyi misiniz diye soruyor insanlar. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Aynı şekilde Gaziantep’te, sen bir şey soruyorsun onlar beş anlatıyor.


Burada parantez açıp anlatmak istediğim bir konu daha var, biz düğüne Adana’dan biraz Gaziantep’i gezelim diye erken gittik, orada bir kuaför buluruz dedik. Ne var ki aradık aradık bulamadık, son anda gördüğümüz bir kuaföre tesadüfen girdik. O kuaför de o kadar iyi çıktı ki, kafamda bir model bile olmamasına rağmen, kafamda olmayan modeli tam istediğim gibi yaptı! İstanbul’da olsa direk kendi kuaförlerimi değiştirip oraya gitmeye başlardım o derece ilgili ve işini iyi yapan insanlardı. Yolu düşen olursa kuaförün ismi Umut İlbaylı Kuaför, stadyumun yakınlarındaydı ancak şimdi yeni bir yere geçeceklermiş.

Bunun dışında, yolda da merkezde de o kadar çok Suriyeli vardı ki…Kiralar iki katına çıkmış, gezerken bazen yabancı bir ülkede hissediyorsun kendini, farklı dil duyuyorsun hep. Arabayı park ettiğimiz yerin sahibi biler Suriyeliydi.

Daha fazla fotoğraf için web üzerinden instagram.com/gizeemkose’yi ziyaret edebilir, instagramdan beni @gizeemkose üzerinden takip edebilirsiniz,

Herkese güzel günler diliyorum :) Sevgiler,


GİZEM

15 Haziran 2013 Cumartesi

F.R.I.E.N.D.S

Tatillerin de kapıda olduğu, gündüzlerin daha uzun olduğu bu yaz günlerinde, size mutluluğun ufak bir formülünü vermek istedim-hala izlemediyseniz kendinize bu iyiliği yapın ve Friends'e başlayın. Başladığınızda görüntü kalitesi sebebiyle vazgeçebilirsiniz, bana inanın ve vazgeçmeyin, size gül bahçesi değil ama baya baya kahkahalar vadediyor bu dizi. Daha önce hiçbir diziyi izlerken ardı ardına kahkaha atmamıştım. Küçük bir uyarı: bir şey yerken izlediğinizde dikkatli olun! :)

İzlediğim süre boyunca  o kadar onlardan biri oldum ki, bittiğinde beni salonda unutmuşlar da gitmişler gibi geldi. "Uzaklaşamama sendromu" yaşadım. Kulağında Friends'le uyuyakalanlar derneğinin üyesi olduğumdan uyuma vakti geldiğinde bir "ee peki..bir şey eksik sanki" olmadı değil.



Teşekkürler Chandler: Yolda yürürken, dururken, alakasız bir anda aklıma gelen tüm o sarkastik sözlerin için, arkadaşlığın için..Aramızda kalsın en çok seni sevdim.

Teşekkürler Ross: Üzülmüş gibi yapıp birdenbire "fine by me" deme örneğinde olduğun gibi duygu değişimlerin, başarılı ses tonu ve mimiklerin, güzel kalbin için.

Teşekkürler Monica: İnsan anladığını sever derler ya, ben seni bir bölümde o kadar iyi anladım ki, canımsın Monica! Arada büyük süpürgenin tozunu alması için evde bulundurduğun küçük süpürgeni al bize gelsene, temizlik yaparız :) I know dediğini duyar gibiyim.

Teşekkürler Joe: Gülerken birdenbire olayları anlayıp gözlerini kocaman açtığın için...Pizza var yer misin?

Teşekkürler Rachel: Sezonlar boyu moda değişimini senin kıyafetlerinden takip edebildiğim için..

Teşekkürler Phobe: Görmek istemediğin bir şeyi gördüğünde "my eyes my eyes" diye bağırıp kaçtığın için...Ama ne yalan söyleyeyim, pek yıldızımız barışmadı.


Seviyorum sizi gençler, evin anahtarının biri bende kaldı, uğrayın alın bir ara.

XOXO
GİZEM

3 Mayıs 2013 Cuma

Little Things Make Life Better

Eskiden günlük yazdığımdan bahsetmiştim ya sizlere,  her günlük değiştirmemde hayatımın da yeni bir evreye girdiğine inanırdım. Şimdi bu alışkanlığım her aya başladığımızda yeni bir şeyler olacağı inancına dönüştü. Buna rağmen yeni yılda aynı hisleri besleyemiyorum, aralık ayı bir şeyleri kapatmak için uygun bir ay gibi sinmiyor içime. Gizem the last daldan dala atlayıcı olarak, aslında çok başka bir şeyden bahsedecektim: küçük şeylerin hayatımızı ne kadar güzelleştirdiğinden! Mayıs ayını çok seven bir insan olarak, tek sebebim bu ayda doğmuş olmak diyemem. Hazirandan önce, tam yaz gelmeden, nefes alma ayıdır mayıs. Çiçek kokar. Biri "merhaba" derse size, bahar esintisiyle daha dostça görünür bu söz. Bu mayıs ayı da, hep güzel haberler aldım, umarım böyle de gider!

Bu sabah uyandığımda, hiç beklemediğim bir şey oldu. Kargo geldi sabah, iyi güzel, olma ihtimali fazla bir şey. Olma ihtimalini aklımdan bile geçirmediğim şey ise, o kargonun Fransa'dan gelmesi, dahası içinde erken doğum günü hediyem olması! Düşünceli insanların kıymetini ne kadar bilsek, ne yapsak az! Doğum günüm için önceden hediye yollamış, bunu yapmak için gizli yollarla tam adresimi almış, bana günlerce önceden çok büyük bir sürpriz yapmış Ceylan (unpeudetenue.blogspot.com), mutluluktan ağlamamak için zor tuttum kendimi. İyi bir arkadaş olmak da, iyi bir arkadaş bulmak da çok zor artık, o sebeple elimizdeki iyi insanları çok sevelim, çok sarılalım onlara, bu da cuma mesajı olsun :)



Dedim ya mayıs ayı güzel başladı diye, geçen gün makale mi okusam Friends mi izlesem diye içimden geçiriyordum. Sonra bir makale okuyayım diye açtığım makalede, Friends dizisinden bahsedilmesin mi? Hem de daha yeni izlediğim bölümünden! Hayat bu kadar güzel tesadüfler getiriyorsa karşımıza, e bize ne demek düşer : little things make life better!



Herkese harika bir haftasonu diliyorum!

                                                                           XOXO
                                                                          GİZEM

7 Mart 2013 Perşembe

Nostalji

"Artık kimse mektup yazmıyor" denilen zamanlarda bile mektup yazardım ben birilerine. Bilirsiniz, insan ruhunun çekmecelerini temizlemeye cesaret edemezse bazen odasının çekmecelerini temizler. Öyle bir günde, biraz da eskiye özlemle sanıyorum, elim bu mektuplara gitti. Ne çok mektup, ne çok anı...Evet belki bunlar başkalarının bana gönderdiği mektuplar ama neyin cevabı oldukları okuyunca o kadar belli olan satırlar ki...Sen nasıl değişirsen, başkalarıyla iletişimin de öyle değişiyor aslında. Bu yüzden başkalarının mektuplarında ben kendimi, benim onlara yazdıklarımı buldum.


28 Şubat 2013 Perşembe

Ben Bu Ay

Şubat'ın sonuna geldiğimizde, zihnimde salınan anıları kağıda değil belki ama sayfama aktarayım istedim. Eskiden cilt cilt günlük yazdığımı biliyor muydunuz? Benim çocukluğumda bu kadar teknoloji etrafı sarmadığından mı yoksa kişiliğimden mi bilmiyorum, oturup yazmaya zorunlu hissediyordum kendimi, bir sürü ben yaşadıklarımı değerlendiriyordu sanki yazarken. Çoğu kişi "yazmak ferahlatır" diyordu ama ben bu faydasından ziyade, iz bırakma hevesiyle yazdığımı düşünüyorum. Artık günlük tutmuyorum, hafızama kalmış her şey...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...