19 Şubat 2014 Çarşamba

Her Şey Değişir- Mi?

Dün İstanbul'a hakim olan sis, koca şehri bir film setine çevirmişti. Bazı manzaralara ciddi şekilde hayran oldum. Sonsuzluğa uzanan yol gibi sular, geceyi delen bulutumsu katmanlar, içinden geçilecek gibi duran beyazlıklar gördüm, aslında sisi biraz sevdim! Bu yazıya da dün çektiğim fotoğraflar eşlik etsin o halde, sis eskiye gitmeye uygun bir hava! :)


Eski belgeler içinde kendimi kaybettiğim çok olur. Bazen bir anı, sırf eski olduğu için daha güzel gelir insana, aslında anıyı değil de geçmişin tozunu özlediğini fark etmez bile insan. Ben de bugün eski bir belgeyi aramak için bilgisayarımın klasörleri arasıdna dolaşırken, bir girdim çıkamadım :) 2009'da yaptığım bir ödev için (bu arada lisansta ne güzel ödevler yapmışız, kendimizi de tanıyabileceğimiz çok güzel seçmeli derslerimiz varmış) yazdığım yazıyı okurken fark ettim ki o zamandan bu zamana aslında çok şey değişmiş ama hiçbir şey de değişmemiş aynı zamanda.

"Kendimi de anlatabilmek için insanları anlamak istedim. Başkasının ne hissettiğinin karşısındakinin umrunda olmamasıydı asıl tehlike, kırıcı olmak ve bu yüzden hiçbir ceza bulmamak. Ben bilinci öğrenmek istedim, bilinçaltıyla anlaşmak istedim."




 XOXO
GİZEM





28 Ocak 2014 Salı

Nerde Yesek? : Varka Antakya Lezzetleri

Uzun zamandır dışarıda yemek yediğimde içimde "hakkaten lezzetli" diye kıyıya vuran birtakım ses dalgaları yükselmiyordu! Taksim'de tam damak tadıma uygun, ciddi anlamda lezzetli, servisi bu kadar iyi bir yeri bir arkadaşımız (kod adı E)sayesinde bulduğumuza gayet memnunum dostlar. Taksim gibi çok seçeneğin olduğu ama benim gibi çok kalabalıktan boğulan biri için seçeneklerin aslında azaldığı bir yerde, gönlüme göre bir lezzet diyarı buldum, bırakmam! :)


İçeri girdik mi, o halde hemen gelsin güzellikler :)


Bu gidişimiz yeni yıl zamanıydı, ona göre dekore etmişler :) Tepsi kebabı ve mezeler harikaydı...Normalde çok sevmediğim halde humus sever oldum çıktım.


Bir başka gidişimizde yine tepsi kebabından vazgeçmedik ama bu kez diğer mezeleri de denemek adına meze tabağı aldık...Kekikli salatayı da denedik, çok farklı bir tadı var. Bir de üzerine enfes künefeyi yedikten sonra, İstiklal'i bir baştan bir başa yürümemize, oradan da Beşiktaş'a yürüyerek inmemize rağmen hala enerjimiz bitememişti :)

Herkese lezzetli haftalar, günler size en güzelini getirsin:)
XOXO
GİZEM

*instagramda da gizeemkose hesabım, oradan da görüşürüz ...

23 Aralık 2013 Pazartesi

Haftasonu Rotası: Kuzguncuk

Ne kadar gezilirse gezilsin yine de bitmeyen bir şehir İstanbul. Her seferinde yeni bir sahne sergiliyor bize bu şehir. Güne öncelikle deniz havası alarak başlayabiliyoruz burada, sonrasında aklımızdan geçen yere gitmek için hazırlanıyoruz. "Gözlendiğinde, zaman hızlı ilerlemez. Gözetim altında tutulduğunu hisseder.Ama zaman, bizim dalgınlıklarımızdan yararlanır, belki de iki zaman vardır, gözlenilen zaman ve bizi değiştiren zaman..." demişler ya, aslında zamanı ne gözetim altında tutmak mümkün, ne de geri alabilmek...En güzeli, bulunduğun yerde en güzelini yaşamaya çalışmak :) Zaman hızla akarken, içine ne sığdırdığımız önemli olan.



Bu seferki sürprizini bize Kuzguncuk'ta yapmasına izin verdik bu hafta sonu İstanbul'un :) Gerçekten de hediye paketine sarılı gibi evler karşıladı bizi. Nereye gidersem gideyim evleri, boyaları, mimariyi incelemeyi çok seviyorum. Hele ki tarihi dokunuşlar varsa, değmeyin keyfime. O kadar güzel evler var ki, hangisini detaylı inceleyeceğimizi şaşırıyoruz, rengarenk bir macerada buluyoruz kendimizi...



Aslında ben birkaç yıl Anadoluhisarı'na sürekli gittim, ama nedense Kuzguncuk'a yeterli zamanı ayırmamıştım, artık sevdiğim mekanlardan biri oldu. Kuzguncuk civarında hoş vakit geçirilebilecek pek çok yer var, tesadüfi olarak gitseniz dahi gözünüzün iliştiği herhangi bir yer sizi yanıltmayacaktır. Biz o günlük Sitare'ye oturduk. Mekan, dekorasyon çok güzeldi. Her yere olduğu gibi Sitare'ye de bir yılbaşı havası hakimdi. Eskiye gitmek ne kadar da iyi geliyor insana, yaşadıklarına pastel bir his katıyor...



Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırmışız, umarım hepimiz en güzel hatıraları istediğimiz hızda yaşarız :)

XOXO
Gizem

19 Aralık 2013 Perşembe

Yılbaşında Ne Yesek Ne İçsek?

Beklediği bir şey olması insanın hayatını biraz daha anlamlı kılıyor aslında. Bayram tatilini beklemek, yeni bir yılın gelişini beklemek, eve gelecek misafiri beklemek, kargo beklemek, hayal edilenlerin gerçekleşmesini beklemek hayatımıza ufak ışıltılar serpiyor. Biz de karanlık zamanlarda o ışıltıları heybemizden çıkarıp hayatımızın en ortasına koyuyoruz, "yeniden başlamak" için.

Yeni yıla gireceğimiz akşam eski yıla en güzel şekilde veda etmek, yeni yılı en umutlu şekilde başlamak için sofralarımızı hem ayrılığa, hem kavuşmaya yakışacak şekilde süslemek isteriz değil mi?


Soğuk havadan kurtulup kapıdan içeri girenlere bir sıcak çikolata ikramı çok iyi olur çok da güzel olur...



 Yılbaşının olmazsa olmazı ise zencefilli kurabiyeler, ister evde yapabilir isterseniz hazır alabilirsiniz, küçük marketler bile satmaya başladı bu küçük sevimli ama boylarından büyük tatları olan kurabiyeleri :)


Yılbaşında kırmızı, beyaz ve yeşilin üstünlüğü var :) Masamızı düzenlerken, evi süslerken bu renklere başrol verebiliriz...Çilek de kırmızı oluşuyla hemen yılbaşı soframızın tatlısına girmeye hak kazandı :) Çilek, krema, kek ve voila, hem konsepte uygun, hem şekerliğin kitabını yazan, hem de kolay olan tatlımız hazır!


Aaa fazla çilek almışım, ne yapsam derseniz en iyi arkadaşı çikolata hemen gelir...Kıpkırmızı parıldar yine sofrada...


Ana yemeğe herkesin damak tadına, kişi sayısına göre karar verilir :) Ben daha çok işin eğlence kısmına eğildim, bu da geriye sayım başlamadan önce ister oynayabileceğiniz, ister heyecanla ağzınıza atabileceğiniz, ister ikisini anı anda yapabileceğiniz şekerler! Yılbaşı gecesi elinizde kalan şişeleri de atmayıp bu şekilde değerlendirebilirsiniz :)

Pictures: weheartit

Enn önemlisi sofranızdan huzur, eğlence, mutluluk eksik olmasın!

XOXO
GİZEM

12 Aralık 2013 Perşembe

Kaç Dilek Hakkımız Var?

Geçen postta kardan kıştan bahsetmişken, birkaç gün sonra İstanbul'da kar yağdı. Öylesine söylediğiniz bir şey gerçek olunca istemsiz olarak "keşke başka bir şey dileseymişim" der misiniz siz de? Acaba bu "dileklerin sayılı olduğu" fikri tam olarak hangi aşamada girdi aklımıza? Alaaddin'in Sihirli Lambası'nda 3 dilek hakkı olduğunu okuyarak büyüdüğümüz için böyle belki de. 3 dilek hakkının sonuncusunda "Sonsuz dilek hakkı istiyorum!" demesini istediniz mi siz de, o zaman ne olacağını merak ettiniz mi? Şu anda bana 3 dilek hakkı da yeterdi aslında, hemen aklımdakileri sıralayabilirdim, bakalım kar yağışı gibi bu içimden geçenler de hemen olacak mı?

Gece uyanıp pencereden bakınca dışarıdaki manzaranın değişimi elbette ki heyecan verici, o sebeple kar yağışını hep hevesle beklerim, çocuk gibi de sevinirim. Bembeyaz bir örtü, doğanın armağan ettiği...Hediyeyi çam ağacıyla göndermiş bir de, kabul edip fotoğraflamamak olmazdı.


Kar yağınca ev de bir başka güzel oluyor...O soğukta çıkıp sıcak çikolata aldım, canının istediğini ertelememek lazım :) Penti'den aldığım inekli ev botlarım hiiç üşütmüyor beni...


Her yerde bir kış havası var...


Bu hava değişikliğinin hayatınızdaki yansımasının güzel değişiklikler olduğu günler diliyorum...

XOXO
GİZEM 

Instagram: gizeemkose

3 Aralık 2013 Salı

Üşüyerek Kurtuluyorum

Uyandığımda o kadar soğuktu ki, bu yıl ilk defa çok üşüdüğümü hissettim. Bir yandan da bu üşüme duygusunu biraz sevdiğimi düşündüm, sanki üşümeyi bastırdığımızda mutlu oluyormuşuz gibi geldi, üşümek aslında mutluluğa giden köprülerden biri gibiydi. Sabah sabah aklına nasıl bu geldi derseniz, uyanmayı ertelemek için aklıma gelen diğer şeylerden de bahsetmek isterim. Örneğin küçükken sabahları uyanmanın çok zor geldiğini hatırlıyorum, mandalinalı beslenme çantamı hatırlıyorum, bir keresinde uykudan yeni uyanmanın etkisiyle çantamı kaldırımda unutup kendim arabaya bindiğimi ve özenle tuttuğum tüm defterlerimin kaybolduğunu... Sonra bildiğim bütün eş anlamlı sözcükleri örnek verip, hadi on tane de siz bulun diyen kitaba nasıl kızdığımı hatırlıyorum, o zaman hepsini örnek vermeseydin dediğimi. Pazar günleri şu anda hatırlamadığım insanlarla gittiğimiz piknikleri hatırlıyorum.

Kenan Doğulu'nun şarkısı geldi aklıma hani "unutarak kurtuluyorum" diyen, o sebeple ben de başlığı "üşüyerek kurtuluyorum" koydum. Son zamanlarda bakmaktan en çok hoşlandığım fotoğraflar hep beyazlık barındıran, kış temalı fotoğraflar. Madem konumuz üşümek, kar kış,  belki bakar kendinizi oralarda hayal edersiniz...

                                                                       source:weheartit

Haftanızın devamı çok güzel geçsin,

XOXO
GİZEM
Instagram: gizeemkose

18 Kasım 2013 Pazartesi

Masumiyet Müzesi

5 Temmuz 2010. "'Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum' diye başlayıp 'herkes bilsin,çok mutlu bir hayat yaşadım' ile biten fakat aslında mutsuzlukla örülü kitapta, altıyüz sayfadır okuduklarımın birbir ölmesi bile derinden yaralarken beni, hala hayata karsı savunmam tam diyebilir miyim diye düşünürken, yine uyuyamadım gece." yazmışım. Üstünden 3 yıl geçmiş ancak hala kitabın kapağını bile görsem, o hislere geri dönüyorum. Boşuna "insanların neler yaptığını unutursunuz ancak onların size neler hissettirdiğini unutmazsınız" dememişler, hisler o kadar kalıcı ve her an geri dönmeye o kadar müsait ki...Bir parfüm şişesinde saklı hisler sanki, kapağı azıcık yerinden oynasa hemen sızıveriyor atmosfere, kaplıyor her yanı hislerin buram buram kokusu...

Gerçek olamayacak bir yerdi sanki Masumiyet Müzesi, Evet varlığından bahsediliyordu ve ben de haberdardım, ama bir türlü gidip de bir romanın gerçek halini görmeye gidememiştim, ta ki o güne dek. Çukurcuma'ya vardık, işte oradaydı Füsun da Kemal de, sanki bizi bekliyordu, sayfaların arasından çıkıp gelmiş gibi.

"Bana yalan söylemeni isterdim aslında.Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler."
"Hiçbir şey olmamış gibi yapabilmek için, sıradan şeyler düşünmeye bütün gücümle kendimi zorladım." 

İçinde fotoğraf çekimi yapılamadığından elimde fazla fotoğraf yok. Zaten o andan öyle büyülenmiştim ki, fotoğrafını çekip o anı sonraya taşımak düşüncesi dahi aklımdan geçemedi. Tamamen hatıralara odaklanarak bir çırpıda gezdim bu çok sevdiğim kitabın çok harika müzesini. Müzede görselliğin yanısıra seslerin de yardımıyla, romana geri döndüm diyebilirim...Kitabın kapağı gibi, soluk pembe düşlerle doldu içim.


"Geçen zaman, hatıralarımı zayıflatmıyor, çektiğim acıyı daha dayanılır kılmıyordu. Her güne ertesi günün daha iyi olacağını, onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor, ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini, acının sürekli yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissediyordum. Onu birazcık daha az düşünebilmeyi, zamanla onu unutabilmeyi başardığıma inanabilmeyi ne de çok isterdim! Onu düşünmediğim dakika artık çok azdı, daha doğrusu hiç yoktu. Belki bazı geçici anlar vardı, o kadar. Bu "mutlu" anlar da çok kısa sürüyor, bir-iki saniyelik bir unutma süresinden sonra, kara lamba tıpkı bir apartmanın kendiliğinden sönen otomatiği gibi kendiliğinden yanıp karnımı, genzimi, ciğerlerimi zehirliyor, nefes alış verişlerimi bozuyor, varolmayı sürekli gayret gerektiren bir zorluğa çeviriyordu…"

Kitabı okuyup, benim gibi okurken gerçekmiş gibi hissedip, bir de somut halini görmeye can atanlar için, Masumiyet Müzesi Çukurcuma'da, Füsun, Kemal, hatırları ve izmaritleriyle birlikte...


Sevgiler,

GİZEM

instagram: gizeemkose
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...